Duvarındaki ödüllerle babasının eski ayakkabıları arasındaki tezat, hikayenin ruhunu oluşturuyor. Melike'nin çocukluk anıları ile şimdiki pişmanlığı iç içe geçiyor. Bir zamanlar bir ailemiz vardı, bu tür aile dramalarını o kadar gerçekçi anlatıyor ki, sanki kendi evimizde yaşıyoruz. Babasının onu ne kadar çok sevdiğini ancak şimdi anlayabilmesi, izleyiciye büyük bir ders veriyor.
Eski, yıpranmış ayakkabılar, bir babanın sessiz çığlığı gibi duruyor ekranda. Kızın onları eline alıp 'Bunca yıl hep aynı ayakkabıyı giydi' dediği an, gözlerim doldu. Bir zamanlar bir ailemiz vardı dizisi, böyle küçük detaylarla büyük duygular yaratmayı başarıyor. Babasının ona verdiği hediye kutusu ise, tüm bu acının içinde bir umut ışığı gibi parlıyor.
Kızın babasına aldığı hediye kutusunu verememesi ve sonra babasının eski eşyalarını bulması, pişmanlığın ne kadar ağır olduğunu gösteriyor. Bir zamanlar bir ailemiz vardı, bu tür duygusal anları o kadar iyi işliyor ki, izlerken kendi hayatımızdan parçalar buluyoruz. Babasının onu ne kadar çok sevdiğini anlaması için çok geç kalmış olması, yürek burkan bir gerçek.
Çocukken babasının onu kucaklayıp 'Melike süpersin' dediği an ile şimdiki ağlaması, zamanın acımasızlığını gösteriyor. Bir zamanlar bir ailemiz vardı dizisi, baba-kız ilişkisini o kadar gerçekçi anlatıyor ki, izleyiciyi kendi anılarına götürüyor. Babasının sessizce sakladığı ödüller ve ayakkabılar, sevginin en saf halini temsil ediyor.
Babasının evi temizlerken gülümsemesi ve kızının hediyesini görünce yüzündeki hayal kırıklığı, sessiz kahramanların ne kadar acı çektiğini gösteriyor. Bir zamanlar bir ailemiz vardı, bu tür karakterleri o kadar iyi yansıtıyor ki, izleyici onlarla birlikte ağlıyor. Kızın babasının eski eşyalarını bulup ağlaması, izleyiciye büyük bir ders veriyor.