Berfin karakteri, ezilenin değil, intikam alanın tarafında durunca sahne bambaşka bir boyuta taşındı. Yiğit Alp'in annesinin saatini alıp onu aşağılaması, sadece bir intikam değil, geçmişin tüm hesaplarının yüzüne vurulmasıydı. O saatin yere düşüşü ve Berfin'in onu alışı, iktidarın tamamen el değiştirdiğinin en net sembolüydü.
Siyah takım elbiseli yaşlı adamın o sakin ama tehditkar tavrı, salonun tüm havasını değiştirdi. Yiğit Alp'e 'fabrika müdürünü ara' demesi ve ardından gelen o aşağılama, gücün sadece bağırarak değil, bu tür soğukkanlı emirlerle de gösterilebileceğini kanıtladı. Bir zamanlar bir ailemiz vardı evrenindeki hiyerarşi savaşlarını andıran gerilim dolu bir andı.
Yiğit Alp'in o saate verdiği tepki, onun aslında ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Berfin'in 'diz çök' emri ve saati geri vermemesi, Yiğit'i sadece fiziksel olarak değil, ruhen de çökertti. O anki çaresizliği, daha önceki kibrinin ne kadar boş olduğunu gözler önüne serdi. Detayların hikayeyi nasıl taşıdığını görmek harika.
Bu sahne, gerilimin dozunun hiç düşmediği nadir yapımlardan. Yiğit Alp'in güvenlikler tarafından sürüklenmesi ve Berfin'in onu izleyip gülmesi, izleyiciyi ekrana kilitledi. Bir zamanlar bir ailemiz vardı gibi dramatik yapımları sevenler için, bu tür güç gösterileri ve aşağılanma sahneleri tam biçilmiş kaftan. Nefes kesici bir tempo.
Yiğit Alp'in 'ben başkanınızım' çıkışı, kendi sonunu hazırladı. Karşısındaki gücü tanıyamamanın bedelini, herkesin önünde küçük düşerek ödedi. Berfin'in 'kendine tokat at' emri, onun onurunu tamamen ayaklar altına aldı. Bu sahne, kibrin nasıl kör edebileceğinin ve sonunun nasıl hüsran olabileceğinin ders niteliğinde bir örneği.