Boğaç'ın o yeşil takımıyla gelip hediye vermesi, Berbat'ın emeğine yapılmış en büyük hakaret. Berfin'in yüzündeki o sahte mutluluk ve Boğaç'ın kibirli tavrı, izleyicinin kanını kaynatıyor. Bir zamanlar bir ailemiz vardı hikayesindeki bu ihanet üçgeni, dramın dozunu artırıyor. Selim Amca'nın duruşu ise ayrı bir trajedi.
Pembe elbiseli kızın annesine dönüp 'Sen gitmelisin' demesi, olayların seyrini değiştiren o kritik an. Berbat'ın sessiz çığlıklarına tercüman oluyor adeta. Bir zamanlar bir ailemiz vardı dizisindeki bu aile içi hesaplaşma, izleyiciyi ekrana kilitliyor. Gençlerin bu net duruşu, yetişkinlerin karmaşasına ilaç gibi geliyor.
Geriye dönüş sahnelerindeki o sarı ışık ve hastane yatağı, Berbat'ın ne kadar büyük bir fedakarlık yaptığını gözler önüne seriyor. Berfin'in 'Ben bir yüküm' demesine rağmen onun elini bırakmaması, saf sevginin kanıtı. Bir zamanlar bir ailemiz vardı hikayesindeki bu geçmiş, şimdiki nankörlüğü daha da acıtıyor.
Boğaç'ın pahalı hediyeleri, Berbat'ın yıllarca verdiği emeğin yanında sönük kalıyor. O kolye ve çanta, sadece maddi bir gösterişten ibaret. Bir zamanlar bir ailemiz vardı dizisindeki bu tezatlık, sevginin parayla satın alınamayacağını bir kez daha hatırlatıyor. Berfin'in o anki şaşkınlığı çok doğal.
Berbat'ın annesinin yüzünü son kez görememesi, Berfin yüzünden yaşadığı en büyük acı. Bu detay, karakterin ne kadar yalnız ve kırık olduğunu gösteriyor. Bir zamanlar bir ailemiz vardı hikayesindeki bu travma, izleyicinin Berbat'a olan sempatisini katlıyor. Gözyaşlarını tutmak imkansız.