Lüks bir oturma odası, dışarıdan gelen doğal ışıkla aydınlatılmış; duvarlar yeşil mermer desenleriyle süslenmiş, modern ama geleneksel bir estetikle donatılmıştır. Ortada küçük bir kahverengi ahşap kutu yer alıyor; üzerinde beyaz mermerli bir masa bulunuyor ve masanın içinde renkli meyvelerle birlikte birkaç eski ahşap parça duruyor. Sahnenin üç kişisi vardır: sol tarafta siyah ceketli, gömleğinin üzerine mavi-mor kuş desenleri işlenmiş genç bir Kara Anka; ortada uzun siyah saçlarını zarifçe toplayıp çiçekli bir iğneyle sabitlemiş, beyaz dantel üstüne çiçek nakışı işlenmiş şık bir elbise giymiş bir kadın; sağda ise beyaz brokar ceketli, boynunda ahşap tesbih asılı, yaşlı ama hâlâ kararlı bir ifadeyle konuşan bir adam — Ölümsüz Düştü Dünyaya dizisindeki ‘Baba’ figürü. Bu üçlü, bir sandalyenin parçalarını inceleyerek gerilimli bir diyalog sergiliyor. Her bir söz, her bir bakış, bir önceki sahnenin izlerini taşıyor gibi… ama aslında tamamen yeni bir oyun başlıyor.
İlk karede ‘Büyük Baba’ diye seslenen genç Kara Anka, şaşkınlıkla bakıyor. Gözleri genişlemiş, kaşları çatık — sanki bir şeyi anlamaya çalışırken, aynı anda bir suçlamayı da içine almaya çalışıyor. Karşısındaki yaşlı adam, ellerinde bir ahşap parçasını çevirip dönüyor; yüzünde hem üzüntü hem de sorgulama belirgin. ‘Sandalye ayaklarında gerçekten ruh gücü mü var?’ diye soruyor. Bu soru, bir rüya gibi gelmiyor — çok daha derin bir bağlamı var. Çünkü bu sandalye yalnızca mobilya değil; bir miras, bir yemin, bir kader simgesidir. Ahşap parçanın üzerindeki beyaz lekeler, zamanla kurumuş bir sıvıya benziyor — belki kan, belki bir tür ritüel sıvı. Kadın sessizce dinliyor, ama gözlerinde bir şeyler çalkanıyor: bir an için ‘ruh gücü arttıkça dağılmış vaziyette’ diyerek, sandalyenin fiziksel çöküşünü ruhsal bir çöküşle eşleştiriyor. Bu, bir metafor mu? Yoksa gerçekten bir enerji akışı mı var?
Daha sonra genç Kara Anka, ‘Gerçekten mi?’ diye tekrarlıyor — bu kez daha yüksek bir sesle, neredeyse kendini ikna etmeye çalışır gibi. Çünkü onun için bu sandalye, bir çocukluk anısı olabilir; babasının ona verdiği ilk hediye, ya da bir trajedinin başlangıcı. Kadın, ‘Kesinlikle’ diyerek onaylıyor ama ardından ‘Bana inanıyorsan, ablama inandığın için’ diye ekliyor. Bu cümle, aile içi bir ittifakı işaret ediyor: kadın, genç erkeği destekliyor ama aynı zamanda yaşlı adamın kararına saygı duyuyor. Yaşlı adam ise ‘Tamamen doğru’ diyerek başını sallıyor — ama yüzünde bir şüphe beliriyor. Çünkü o, sandalyenin ‘sonra da sandalye ruhsal güçte benzer bir güçle patladı’ dediği anı hatırlıyor. Bu patlama, bir olay mıydı? Bir felaket miydi? Yoksa bir dönüşüm müydü?
Burada dikkat çeken nokta: sandalyenin içinde bulunan ahşap parçalar, bir kitabın sayfalarını andırıyor. Gerçekten de yaşlı adam, ‘Gizli Kitabı’ndan bir şey vardı’ diyor. Ve genç Kara Anka, şaşkınlıkla ‘Yani diyorsun ki Fang Ailesi’nin kutsal hazinesi olan kitap mı?’ diye soruyor. Bu an, dizinin merkezindeki gizemi açığa çıkarıyor: ‘Gizli Kitap’, yalnızca bilgi deposu değil; bir teknik el kitabı. ‘Xuangang Bastırma Tekniği’ adlı bu yöntem, sadece fiziksel güç değil, ruhsal dengeyi de yöneten bir sistem. Kadın, ‘Gücünü saklamış olabilir mi?’ diye sorguluyor — bu da, sandalyenin içindeki enerjinin bir süreliğine bastırıldığını ima ediyor. Yaşlı adam ise ‘Bu kadarı olmaz’ diye cevap veriyor ama sesinde bir titreme var. Çünkü o, bu enerjinin ne kadar tehlikeli olduğunu biliyor.
Daha sonra, ‘Lu Ming’in dövüş ilahi tekniği mi?’ sorusuyla genç Kara Anka, konuyu bir başka düzleme taşıyor. Lu Ming, dizide geçen bir karakter — belki de bir düşman, belki de kayıp bir akraba. Yaşlı adam, ‘Lu Ming’in dövüş ilahi tekniği değil’ diye düzeltiyor ve ‘Temel İnşa aşamasına geçmek için en az iki yıl gerekir’ diyor. Bu, bir eğitim sürecinin uzunluğunu vurguluyor — ama aynı zamanda, genç Kara Anka’nın henüz bu aşamaya gelmemiş olduğunu da gösteriyor. Kadın ise ‘Gücünü saklamış olması akla mantığa sığmıyor’ diyor — çünkü ona göre, böyle bir güç saklanamaz; ya ortaya çıkar, ya da yok olur. Bu düşünce, dizinin temel felsefesini özetliyor: güç, gizlenirse çürüyor; sergilenirse, kontrol altına alınmalı.
En çarpıcı an, yaşlı adamın ‘Dün gece Feng Yenhan’a ne olmuş duydunuz mu?’ sorusuyla başlıyor. Bu isim, dizide daha önce geçmemiş olabilir — ama ses tonundan anlaşıldığı üzere, bir ölüm veya büyük bir olay yaşanmış. Genç Kara Anka, ‘Peki bu sandalyeyi nasıl açıklayacaksın?’ diye karşılık veriyor. Çünkü artık sandalye, bir delil; bir cinayet aracı; bir kehanet aracı. Yaşlı adam, ‘Lu Ming’den olan o oğlan henüz otuz yaşında’ diye açıklıyor — bu da, genç bir kişinin bu kadar güçlü bir teknikle nasıl karşı karşıya kaldığını merak ettiren bir detay. Kadın ise ‘Etkiyi yaratan bir şey yapabilir mi?’ diye sorguluyor. Bu soru, dizinin en büyük gizemini açığa çıkarıyor: teknikler yalnızca insanlar tarafından kullanılmıyor; bazı nesneler — özellikle de bu sandalye — kendi başına etki yaratıyor olabilir.
Son olarak, yaşlı adam ‘El yazmasına göre bu teknik yalnızca temel inşadakiler tarafından icra edilir’ diyor. Yani, bu teknik, bir ‘üst seviye’ yeteneği değil; bir temel yapı taşını gerektiriyor. Bu, genç Kara Anka’nın henüz hazır olmadığını gösteriyor — ama aynı zamanda, kadının ‘Ol Maz Bu’ demesiyle başlayan itirazı da, onun bu teknikte bir rol oynayabileceğini ima ediyor. Çünkü dizide kadın karakterler genellikle pasif değil; gizli bilgiye sahip, stratejik hareket eden figürler. Bu sahne, (Dublajlı) Ölümsüz Düştü Dünyaya, Eşim Kara Anka’nın ikinci sezonunun başlangıcını işaret ediyor olabilir: bir sandalye, bir kitap, bir gizem… ve üç kişinin arasında büyüyen bir güven krizi. Kimin söylediği doğru? Kimin elinde gerçek anahtar var? Sandalye gerçekten bir ‘ruh gücü’ taşıyor mu? Yoksa bu, yalnızca bir test miydi? Herkes birbirine şüpheyle bakarken, dışarıdan bir ses duyuluyor — ama kamera kesiliyor. İzleyici, bir sonraki bölümde cevabı beklemek zorunda kalıyor.

