Gönle Düşen Ay Işığı dizisinde, beyaz giysili genç kadın yatağında sessizce uyurken, karanlık elbiseli ve altın taçlı erkek karakterin yüzüne yansıyan mavi ışık, bir tür içsel çatışmayı ya da geçmişten gelen bir bağın ağırlığını hissettiriyor. Kadının saçlarını süsleyen kırmızı boncuklar, onun hâlâ canlı bir ruha sahip olduğunu ima ederken, erkeğin elindeki porselen çay fincanı ve inci işli kolye, bu anın dini bir tören gibi kutsal bir nitelik taşıdığını gösteriyor. Özellikle kadının ağzından akan su damlası, bilinçsizlik içinde bile duygusal bir akışın devam ettiğini söylüyor — sanki bedeni uykuda olsa da kalbi hâlâ ona sesleniyor. Gönle Düşen Ay Işığı’nın bu sahnesinde, öfke değil, acı dolu bir sevgi hakim; erkek karakter, kadını beslerken bile elleri titriyor, gözleri ise her an gözyaşına boğulacakmış gibi. Sonra gelen öpücük, bir ‘hayır’ demeden önceki son ‘evet’ gibi… Ve tam o anda, kapıdan giren iki kişi — şaşkın ifadeleriyle — bu özel anı parçalıyor. Ama dikkat: Gönle Düşen Ay Işığı’nda hiçbir şey tesadüf değil. Bu şok, belki de bir dönüm noktası; çünkü öpücük sonrası kadının gözlerinin bir an için açılıp kapandığı kare, onun aslında farkındalık sınırında olduğunu düşündürüyor. Gerçek aşk, bazen uykuda bile nefes alır — ve bu dizide, nefesler birbirine karıştığında, ay ışığı bile durup izler.

