Bir okul sınıfı, renkli duvarlar, çocuk çizimleriyle süslenmiş bir tahta ve üzerinde ‘Nolin Koleji 2025 Yılının Üstün Öğrencilerini Ödüllendirme Töreni’ yazan büyük bir pankart… Görünüşte bir ödül töreni, aslında bir kimlik savaşının sahnesine dönüşmüştür. Herkesin gözleri, ortada duran iki kadın ve bir erkek yönetici etrafında toplanmıştır. Bu sahnede her hareket, her bakış, hatta her sessizlik bile bir mesaj taşımaktadır—çünkü burada yalnızca bir öğrenci değil, bir ailenin gerçekliği de sergilenmektedir.
İlk olarak, siyah elbise ve altın küpeyle gelen kadın dikkat çekmektedir. Hareketleri kontrol altındayken yüz ifadesi biraz soğuk, biraz da yorgundur. Gözlerinde bir soru vardır: ‘Ben neden buradayım?’ Ancak bu soruyu seslendirmiyor. Çünkü o, bir ‘rol’ oynamaktadır. Ve bu rolü o kadar inandırıcı bir şekilde canlandırıyor ki, çevresindekiler bile bir an için gerçeği sanmaktadır. Özellikle arkasında duran iki güvenlik görevlisinin ciddi ifadeleri, bu kadının sıradan bir ziyaretçi olmadığını vurgulamaktadır. O, bir ‘görev’ için buradır. Peki bu görev nedir? Bir anne mi? Yoksa bir sahte anne mi?
İkinci kadın, gümüş rengi parıldayan bir elbiseyle sahneye girer. Saçları topuzda, kulaklarında uzun metal asılı kolye, boynunda ‘H’ harfiyle süslü bir kolye vardır. Gülümser; ancak bu gülümseme içten bir mutluluk değil, bir ‘başarı’ sonrası gelen rahatlama hissidir. ‘Görüşmeyeli uzun zaman oldu’ der. Bu cümle geçmişe işaret eder; bir bağın kopmuş olabileceğini, ama hâlâ bir iletişim kanalının açık olduğunu ima eder. Ancak bu ‘uzun zaman’ kaç yıl? On beş mi? Yirmi mi? Belki yalnızca bir yıl. Çünkü bu tür gerilimlerde zaman ölçüsü, duygusal yoğunluğa göre değişir. O, ‘bir anne olarak geldim’ diye açıklar. Ama bu açıklama bir itiraf mıdır? Yoksa bir tehdit mi? Sınıftaki herkes bunu merak eder. Öğrenciler, öğretmenler, hatta arka planda oturan diğer veliler bile başlarını çevirip dinler.
Ortada duran adam, siyah ceket, beyaz çizgili gömlek ve kravatla donatılmıştır. Ceketinin sol yakasında küçük bir sembol—muhtemelen okulun logosu—bulunur. Ancak bu logo, bir yetki simgesi gibi durmaktadır. Adam, ilk başta sıcak bir ifadeyle ‘Kapıda karşıladım sizi’ der. Ancak bu sıcaklık birkaç saniye sonra soğur. Çünkü başka bir kadın, ‘Sizi taklit ediyormuş Başkan Lin’ diyerek seslenince, adamın yüzü donar. Gözleri daralır, dudakları bir çizgi haline gelir. İşte o anda sahne bir ‘suç duyurusuna’ dönüşür. Çünkü artık bu bir ödül töreni değil; bir kimlik sorgulama oturumudur.
(Dublajlı) Gerçek Anne, Sahte Anneyi Parçalıyor dizisinde bu tür sahneler, izleyiciyi sürekli ‘kim kimdir?’ sorusuna iter. Burada en ilginç detaylardan biri, sahnede geçen kartvizittir. Kadın, çantasından çıkardığı küçük bir kartı gösterir: ‘Xu Yanhong, Okul Müdürü’. Ancak bu kart gerçek mi? Yoksa sahte mi? Çünkü bir sonraki karede, aynı adam bu kartı alıp ‘Onun eski görevindeki kartviziti bu’ der. Yani bu kart geçmişe aittir. Peki şimdi kim müdür? Kimin kartviziti geçerlidir? Bu soru yalnızca bir yönetim meselesi değil; bir ‘kimlik’ meselesidir. Çünkü bir okul müdürü, bir kurumun yüzüdür. Eğer yüz yanlışsa, kurumun içi de yanlış olabilir.
Sınıfta oturan bir kadın, gri ceket ve beyaz gömlek giymektedir. İlk kez konuştuğunda ‘Biz ilk kez veli toplantısında tanışmıştık’ der. Ancak bu cümle bir hatırlatma değil; bir ‘dava açma’ hareketidir. Çünkü ardından ‘Sen kim olduğunu sanıyorsun!’ diye bağırmaya başlar. Bu bağırış bir öfke değil; bir korkudur. Çünkü o, sahnede olanların bir kısmını biliyor olmalı. Belki yıllar önce bir şey görmüş, bir şey duymuştur. Ama şimdi sessiz kalmayı seçmişti. Ve bu sessizlik, bir gün patlayacaktı. İşte bugün patladı.
Diğer bir kadın, çok renkli bir ceketle sahneye girer. Altın işlemeli, klasik bir stilde. Ancak ifadesi serttir. ‘Bence bu kadının aklından zoru var’ der. Bu cümle bir psikolojik değerlendirme gibi durur; ancak aslında bir suçlamadır. Çünkü ‘akıldan zor’ ifadesi, bir kişinin gerçek dışı bir davranış sergilediğini ima eder. Ve bu kişi, siyah elbiseli kadındır. Şimdi sahnede üç kadın vardır: biri gerçek anne, biri sahte anne, biri de ‘bilgili’ üçüncü taraf. Bu üçlü bir üçgen oluşturur. Ve bu üçgenin her köşesinde bir yalan, bir gerçek, bir saklı geçmiş yatmaktadır.
En çarpıcı an, siyah elbiseli kadının öğrenciyi yakalayıp ‘Korkma, Yuyan’ diye fısıldadığında gelir. Çünkü bu isim, bir ‘gerçek’ isim mi? Yoksa bir ‘kod adı’ mı? Öğrencinin yüzünde şaşkınlık belirir. Ancak daha sonra telefonunu çıkarıp bir fotoğraf gösterdiğinde her şey değişir. Fotoğrafta bir çocuk vardır. Aynı öğrenci. Ama bu kez farklı bir kıyafetle, farklı bir arka planla. Ve bu fotoğraf bir ‘kanıt’ gibi durur. Çünkü artık sadece bir söz değil; bir görüntü vardır. Ve bu görüntü, bir annenin çocuğunu kaybetmesiyle ya da bir çocuğun gerçek annesini bulmasıyla ilgili olabilir.
(Dublajlı) Gerçek Anne, Sahte Anneyi Parçalıyor dizisinin bu sahnesi, bir okul sınıfını mahkeme salonuna dönüştürür. Herkes bir şahit, bir savcı ya da bir sanık gibi davranır. Ancak en ilginç olan, bu sahnede hiç kimse ‘polis’ demez. Çünkü burada polis gerekmez. Çünkü bu bir ‘aile’ meselesidir. Ve aile meseleleri genellikle dışarıya çıkmaz. Ama bu kez çıkmıştır. Çünkü biri, bu sırrı açığa çıkarmaya karar vermiştir.
Siyah elbiseli kadın, sonunda telefonuna bakar. Ancak bu bir ‘çözüm’ arayışı değil; bir ‘destek’ isteğidir. Çünkü gözlerinde bir umut vardır. Belki biriyle konuşuyor, belki biri ona ‘tamam’ diyor. Ama bu ‘tamam’, bir aff mıdır? Yoksa bir itiraf mı? Sahnede herkes bekler. Öğrenciler, öğretmenler, hatta duvardaki bayraklar bile duruyor sanki. Çünkü bu an bir dönüm noktasıdır. Artık geri dönülemez bir yerdeyiz.
Bu sahnenin en derin katmanı, ‘anne’ kavramının nasıl tanımlandığıdır. Gerçek anne mi, sahte anne mi? Yoksa ‘anne’ olmak için bir doğum sertifikası mı gereklidir? Bir çocuk, kiminle büyüdüğünde o kişinin ‘annesi’ olur mu? Bu sorular dizinin temel konusudur. Ve bu sahnede bu soruların cevapları, bir kartvizit, bir fotoğraf, bir fısıltıyla ortaya çıkar. Ancak cevaplar kesin değildir. Çünkü gerçek, her zaman biraz bulanık kalır. Özellikle insan ilişkilerinde.
Son olarak, sahnede bir çocuk vardır. Uzun saçlı, iki ponytail, mavi-beyaz desenli bir kazak giymiştir. Gözleri büyüktür, ifadesi şaşkındır. Ancak bu şaşkınlık korku değil; meraktır. Çünkü o, bu sahnede olanların hepsini görüyor ama henüz anlamıyor. Ama bir gün anlayacaktır. Ve o gün, hayatında bir dönüm noktası olacaktır. Çünkü bir anne, bir babanın yerini alamaz. Ama bazen, bir ‘rol’ oynamak gerçekten daha fazla acı verir.
(Dublajlı) Gerçek Anne, Sahte Anneyi Parçalıyor dizisi, bu tür sahnelerle izleyiciyi sürekli sorgulamaya davet eder. Çünkü burada ‘kim’in doğru olduğu değil, ‘neden’in doğru olduğu önemlidir. Ve bu neden, genellikle çok basit bir şeyden kaynaklanır: bir annenin çocuğunu kaybetme korkusu. Bu korku, yıllar sonra bile insanı başka biri gibi davranmaya iter. Ve bu davranış, bir gün bir sınıfta patlar. Çünkü gerçek, uzun süre saklanamaz. Özellikle de bir okul sınıfında, çocukların面前inde.
Bu sahne bir ödül töreni değil; bir ‘açıklama’ törenidir. Ve bu açıklama, herkes için bir sürpriz olacaktır. Çünkü sahnede olanlar birbirlerini tanımadıklarını sanıyorlar. Ama aslında hepsi aynı hikâyede, aynı ailede, aynı yalanın içindeydi. Ve bu yalan bir gün çökecektir. Çünkü bir kartvizit, bir fotoğraf, bir fısıltı bile yeterlidir. Gerçek, her zaman bir şekilde yüzeye çıkar. Sadece zaman meselesidir.

