Kadının yatakta kolyeyle oynarkenki o huzurlu hali, fırtına öncesi sessizlik gibi. Işığın yüzüne vuruşu ne kadar yumuşaksa, az sonra yaşayacağı travma o kadar sert olacak. Masumiyetin Sonu, karakterin iç dünyasını dış mekanla bu kadar iyi harmanlayan nadir yapımlardan.
Genç adamın elindeki beyzbol sopasıyla gülümseyerek içeri girmesi, tüyler ürpertici bir tezatlık yaratıyor. Masumiyetin Sonu'nda şiddet her zaman bağırarak gelmiyor, bazen en sinsi haliyle, sırıtan bir yüzle kapınızı çalıyor. O sopa sadece bir obje değil, kırılacak olan hayatların simgesi.
Lüks sahil şeridindeki o yapay romantizm ile gençlerin dünyasındaki vahşi gerçeklik arasındaki geçiş çok sert. Masumiyetin Sonu, farklı sosyal katmanların nasıl iç içe geçtiğini ve birbirini nasıl yok ettiğini gözler önüne seriyor. Herkesin bir maskesi var ve hepsi zamanla düşüyor.
O fotoğraflar sadece anı değil, aynı zamanda birer kanıt ve tehdit unsuru. Genç çiftin onlara bakarkenki meraklı ama tedirgin halleri, hikayenin ne kadar karmaşık olduğunu gösteriyor. Masumiyetin Sonu'nda geçmiş, bugünü boğmak için her fırsatta kullanılıyor.
Kadının yere yığılıp ağlarkenki çaresizliği, izleyicinin de boğazına düğüm oluyor. Masumiyetin Sonu, karakterin psikolojik çöküşünü fiziksel bir yere düşüşle o kadar iyi anlatıyor ki, ekranın başında bile yardım etmek istiyorsunuz ama yapamıyorsunuz.