Bu sahnelerde bir saray içi gerilim dalgası gibi akıyor: kırmızı-mavi kadife elbiseyle donanmış kadın, elleriyle ağzını kapatarak hem şaşkınlığını hem de korkusunu gizlemeye çalışıyor; gözlerindeki titreme, bir şeyin beklenmedik bir şekilde ters gitmeye başladığını söylüyor. Karşısındaki görevli, sarı kumaşta kırmızı ejderha işleyişli bir emir belgesini tutuyor ama yüzünde kararlılık yerine tereddüt okunuyor — sanki bu belgeyi vermek, bir hayatın yönünü değiştirecek. Sonra ortaya çıkan siyah kıyafetli genç, yayını gererken her hareketi bir sessizlik dansı gibi; o anlar, bir kararın değil, bir fermanın verildiği anlar. Ama en çarpıcı olan, gece bahçesinde iki kadının karşılaştığı sahne: biri hafif yeşil, sakin ama içten bir öfkeyle duruyor; diğeri ise kırmızı ve altın detaylı kıyafetiyle, bir tehdit gibi dönmeye başlıyor. Sonra o koşu — çiçeklerin arasından geçen, bir erkeğe doğru uzanan eller… Gönle Düşen Ay Işığı’nın bu bölümünde, sözlerden çok bakışlar, hareketlerden çok sessizlik konuşuyor; her kare bir ‘ne olacak?’ sorusuyla dolu.