Gönle Düşen Ay Işığı dizisinde, siyah kadife kıyafeti ve altın taçlı genç bir hükümdar, salonun ortasında dururken çevresindeki herkesin diz çöktüğü an, sadece güç değil, içsel çatışmanın da doruk noktasını gösteriyor. Kadın karakterlerden biri — mor ve mavi tonlarda süslü, başı incilerle donatılmış — şaşkınlıkla bakarken, diğer biri koyu kırmızı elbiseyle yere çökmüş, ama hemen ardından hükümdara sarılıyor; bu sarılma, acı mı, sevgi mi, yoksa bir itiraf mı? Gözlerindeki yaşlar, dudaklarındaki titreme ve parmaklarının onun kıyafetine yapışışı, Gönle Düşen Ay Işığı’nın en güçlü sahnelerinden birini oluşturuyor. Hükümdarın yüz ifadesi ise kararsızlıkla dolu: bir yandan görev, bir yandan duygular. Arka plandaki ahşap oymalar, çiçekli halılar ve sessizlik içinde eğilen figürler, bu anın ne kadar ‘kutsal’ ve aynı zamanda ‘kırılgan’ olduğunu vurguluyor. Gönle Düşen Ay Işığı, burada bir aşk hikâyesi değil, bir ruhun başka bir ruha teslim olmasıyla başlıyor. Ve bu teslimiyet, hiçbir söz olmadan, yalnızca bir nefesle anlaşılıyor.

