Gönle Düşen Ay Işığı’nın bu sahnesinde, koyu kadife elbiseler ve altın işlemeli saç takılarıyla donanmış bir saray iç mekânında gerilim hava dalgaları gibi yayılıyor. Siyah kıyafetli genç erkek, ellerinde yeşil bir taşla dururken, gözlerinde hem kararlılık hem de iç çatışma okunuyor; sanki bir karar vermek üzere olan bir imparatorun o anı yakalanmış. Karşısında oturan kırmızı-gümüş giysili genç kadın sessizce bakıyor, ama ellerindeki siyah kumaş parçası onun içinde saklı bir sırrı işaret ediyor — belki de bir kanıt, belki de bir veda. Üst basamakta oturan kraliçe ise, başındaki muhteşem taç ve titreyen dudaklarıyla, bir an önce bu durumu kontrol altına almak isteyen ama artık kaybeden bir annenin acısıyla dolu. Gönle Düşen Ay Işığı’nın bu bölümünde, ‘dost’lar diz çökmeye başladığında, gerçek yüzler ortaya çıkıyor: bir çocuk ağlayarak korkusunu dile getirirken, bir kadın kollarını açıp korumaya çalışır — bu sahnede her hareket bir kelime kadar güçlü. En çarpıcı detay ise, siyah kıyafetli erkeğin elindeki kılıcın yavaşça çekilmesiyle birlikte kraliçenin soluk alışı; o anda Gönle Düşen Ay Işığı’nın merkezindeki soru netleşiyor: Aile mi, iktidar mı? Ve en önemlisi: Kimin kalbine ay ışığı düşecek şimdi?

