Ofis ortamında bir grup insanın etrafında toplanmış olduğu bu sahne, sadece bir iş toplantısı değil; bir güç oyununun canlı yayını gibiydi. Duvarlar beyaz, raflar düzenli ama soğuk, aydınlatma ise her yüzün ifadesini net bir şekilde ortaya çıkaracak kadar keskindi. Ortada duran genç adam, koyu mavi püsküllü takım elbisesiyle, göğsünde gümüş bir çiçek broşla, elleri cebinde, bakışları sessiz ama keskin bir sorgulama gibi çevresine dikilmişti. Bu kişi, Sheng Grubu’nun yeni CEO’su olmalıydı — çünkü herkes ona ‘Abi’ diye hitap ediyordu, ama seslerde saygıdan çok bir tür tedirginlik vardı. O an, ofis havasında bir ‘çatırtı’ duyuluyordu; sanki bir şey patlayacaktı, ama henüz patlamamıştı.
İlk konuşan, gri çizgili takım elbise giymiş, saçları geri taranmış yaşlıca bir adamdı. Gözleri daralmış, dudakları sıkıca kapalıydı. ‘Senin şu oğlun varya’ dedi, ama bu cümle bir aile sohbeti değil, bir suçlama gibiydi. Ses tonunda bir ‘kabul etmek zorunda kalacağım’ acısı vardı. Yanında duran gençlerden biri, siyah ceket, desenli kravat ve boynunda gümüş zincirle süslü, yeşil ceketli bir figür — Su Yu — hafifçe başını eğdi, sonra gözlerini yukarıya doğru kaydırdı. Yüzünde şaşkınlık yoktu; daha çok, ‘bu da mı oldu?’ diye içten bir hayret vardı. Çünkü o, Sheng Grubu’nun içinden biri değildi. Bir dışarıdan gelen, bir ‘yeni kan’, bir ‘dışarıdan atılan taş’. Ve bu taş, suyun yüzeyinde yalnızca dalga değil, bir de çatlak açmıştı.
Gözlerin odak noktası artık Su Yu’nun üzerindeydi. Onun arkasında duran, gözlüklü, yaka bağcığıyla şık bir detay eklemiş adam, ‘Hiç gerçek becerisi yok bunun’ diyerek bir nefes aldı. Sesi alçaktı, ama her kelimesi bir bıçak gibi vuruyordu. Bu kişi, Sheng Grubu’nun eski yönetim kadrosundan biriydi muhtemelen — bir ‘içeriden’ olan. İçeriden olanlar, dışarıdan gelenin varlığını kabullenmek zorunda kaldıklarında, genellikle iki yol seçer: ya pasif direnç, ya da açık savaş. Bu adam, ikinciyi tercih etmişti. Ama Su Yu, tepki vermedi. Sadece bir an için gözlerini kırpıp, ‘Daha yarım ay var’ dedi. Bu cümle, bir tehdit miydi? Bir meydan okuma mıydı? Yoksa… bir umut muydu? Çünkü ‘yarım ay’ ifadesi, Çince kültüründe ‘tamamlanmamış bir süreç’, ‘bir dönüm noktası’ anlamına gelir. Su Yu, kendini tamamlanmamış bir süreç olarak tanımlıyordu — ama bu, eksiklik değil, potansiyel anlamına geliyordu.
O anda, genç adam (CEO) ilk kez konuştu: ‘Neden acele ediyorsun ki?’ Sesinde bir sitem vardı, ama aynı zamanda bir merak da. Çünkü aslında o da bilmiyordu: Neden şimdi? Neden bu kadar açıkça? Bu soru, bir tür içsel çatışmayı açığa çıkarıyordu. Eğer gerçekten Sheng Grubu’nun kurucusuysa, neden bu kadar savunmasız duruyordu? Neden bir ‘yeni CEO’ atamasını böyle bir ortamda açıklıyordu? Cevap, birkaç saniye sonra geldi: ‘Bir Sheng Grubu daha mı kuracaksın?’ Bu kez, gözlüklü adamın yüzü değişti. Şaşkınlık yerini bir tür içsel çöküşe bıraktı. Çünkü bu soru, onun en büyük korkusunu dokunaklı bir şekilde dile getirmişti: Kendisinin, bir ‘ikinci Sheng Grubu’ kurmak isteyen biri olabileceği fikri. O, bir takipçi değildi; bir yaratıcıydı. Ama yaratıcılığı, artık bir şirketin içinde mahsur kalmıştı.
Ve o anda, Su Yu’nun yüzünde bir değişim oldu. Gözleri genişledi, dudakları hafifçe açıldı. ‘En iyisi köyüne hemen geri dön’ dedi. Bu cümle, bir aşağılama değildi; bir çıkıştı. Çünkü ‘köy’ burada sembolikti: Eski sistem, güvenli alan, kontrol altındaki dünya. Su Yu, ona ‘geri dön’ demiyor, ‘kendini koru’ diyor muydu? Yoksa, ‘benimle uğraşma, ben senin için bir tehdit değilim’ miydi mesajı? Sonrasında gelen ‘Git domuz yetiştir’ ifadesi, bir tür ironik bir barış teklifi gibiydi. Çünkü bu, bir tür ‘seninle savaşmak için enerjim yok, git başka bir iş yap’ demekti. Ama bu söz, ofiste bir patlama yarattı. Çünkü biri, ‘Bu alt tabaka artışı’ diye mırıldandı — ve bu cümle, sınıf farkını, hiyerarşiyi, ‘biz’ ile ‘onlar’ arasındaki duvarı bir kez daha hatırlattı.
CEO, artık sessizliği bozdu: ‘Sheng Grubu’ndan gerçekten ayrılsa…’ dedi, ama cümleyi tamamlayamadı. Çünkü biri, ‘ancak sokakta dilenir’ diye araya girdi. Bu kez, Su Yu’nun yüzünde bir gülümseme belirdi. Ama bu gülümseme, alaycı değildi. Daha çok, ‘sana ne söylediğini biliyorum, ama sen hâlâ anlamadın’ anlamına geliyordu. Çünkü o, sokakta dilenmeye gelmemişti. O, bir teknoloji devinin içine girip, onun ‘kalp atışını’ dinlemeye gelmişti. Ve o kalp atışı, artık yavaşlıyordu.
Sahne, bir anda hareketlendi. Su Yu, bir adım ileri attı. ‘Seni gayrimeşru velet!’ diye bağıran biri vardı — ama bu kişi, gözlüklü adam değildi. Başka biri, bir tür ‘sadık koruma’ figürüydü. Ama Su Yu, ona bile dokunmadı. Sadece şöyle dedi: ‘Gelip beni alaya almaya yüzün var ha.’ Bu cümle, bir hakaret değil, bir ‘sınırlarını çizme’ idi. Çünkü o, artık bir ‘alay konusu’ değildi. O, bir ‘karar veren’di. Ve bu karar, Sheng Grubu’nun geleceğiyle doğrudan ilgiliydi.
O anda, bir telefon çaldı. Gri takım elbise giymiş genç bir adam, cebinden telefonunu çıkardı. Ekranı gösterdi: ‘Üstelik Sheng Grubu hisseleri uçuşa geçti.’ Bu haber, odadaki havayı tamamen değiştirdi. Çünkü eğer hisseler uçuyorsa, bu, bir çöküş değil — bir yükseliş anlamına geliyordu. Ama kimin lehine? Su Yu’nun mu? Yoksa, CEO’nun mu? Gözlüklü adam, ‘Ne olmuş yani?’ diye sordu — ama sesinde artık bir eminlik yoktu. Çünkü o, artık ‘kontrol’ü kaybetmişti. Ve bu, en büyük korkusuydu.
CEO, sonunda tüm gerçekleri açıkladı: ‘Siz birkaç kişi gelip ortağı’ dedi. Bu cümle, bir itiraf gibiydi. Çünkü aslında, Sheng Grubu’nun içinde bir ‘ikinci yönetim’ vardı. Bir ‘gölge kurulu’. Ve bu kurulu, CEO’nun kendisi değil, bir başka kişi yönetiyordu. Bu kişi, (Dublajlı) Şaşırtıcı Evlilik dizisinde sıkça görülen ‘gizli patron’ tipiydi: Görünmez, ama her şeyi yönlendiren. Ve şimdi, bu gizli patron, Su Yu’yu test etmek için göndermişti.
Sonunda, yaşlı adam (muhtemelen kurucu veya bir meclis üyesi) konuştu: ‘Bu Süper AI teknolojisi, dünyada şimdiye kadar 30 yıl içinde Sheng Grubu bir anda zirveye fırlayacak.’ Bu cümle, tüm sahnenin doruk noktasını oluşturdu. Çünkü artık belliydi: Bu bir güç mücadelesi değil, bir teknolojik devrimdi. Ve bu devrim, bir ‘evlilik’ üzerinden başlamıştı — evet, tam da (Dublajlı) Şaşırtıcı Evlilik’in adını taşıyan o olaydan sonra. Çünkü dizide, Sheng Grubu’nun CEO’su, bir ‘dışarıdan gelen’ kadınla evlenmişti — ve bu evlilik, şirketin iç yapısını tamamen değiştirmişti. Şimdi ise, bir başka ‘dışarıdan gelen’, yani Su Yu, aynı yolu izliyor muydu?
Cevap, CEO’nun son sözlerindeydi: ‘Tam bir kuyu dibindeki kurbağasın.’ Bu, bir aşağılama değildi. Bu, bir tanım idi. Çünkü kurbağa, kuyun dibindeyken gökyüzünü görmez. Ama bir gün, kuyuya bir taş düşer — ve su yükselir. Kurbağa çıkar. Su Yu, o taştı. Ve Sheng Grubu’nun içi, artık suyla doluydu. Herkes yüzüyordu. Ama bazıları batmak üzereydi.
Bu sahne, bir ofis değil, bir arena’ydi. Burada dövüşen silahlar, raporlar, e-postalar ve hisse senetleri değildi. Dövüşenler, ‘kimin sözünü dinleyeceğiz?’ sorusuydu. Ve cevap, henüz çıkmamıştı. Ama bir şey kesindi: Artık Sheng Grubu, eskisi gibi değil. Çünkü bir ‘dışarıdan gelen’, bir ‘yeni kan’, bir ‘kurbağa’ suyu yükseltmişti. Ve bu su, herkesi sarsacaktı. Özellikle de, kuyun dibinde uzun yıllar yaşamayı tercih edenleri.
(Dublajlı) Şaşırtıcı Evlilik dizisi, bu tür sahnelerle izleyiciyi sürekli şaşkına çeviriyor. Çünkü burada ‘aşk’ değil, ‘güç’ evleniyor. Ve bu evlilik, bir şirketin, bir ailenin, hatta bir dönemin sonunu işaret edebilir. Su Yu’nun yüzündeki o hafif gülümseme, bir zafer gülümsemesi değildi. Daha çok, ‘şimdi başlıyoruz’ demekti. Çünkü gerçek savaş, ofisde değil, insan zihninde yaşanıyordu. Ve bu zihinde, artık tek bir soru vardı: Kim, kuyun dibinde kalmayı seçecek? Kim, suyun yükselmesine izin verecek? Kim, yüzerek yeni bir dünyaya ulaşacak?
Bu sahne, bir başlangıçtı. Ve başlangıçlar, her zaman en tehlikelidir. Çünkü yeni bir dönem, eski dünyanın çökmesiyle doğar. Sheng Grubu’nun duvarları, artık sadece beton değil; bir geçmişin kalıntılarıydı. Ve Su Yu, elinde bir taşla, sessizce kuyun kenarına yaklaşmıştı.

