Bir düğün salonu, kırmızı bir perdeyle süslü, üzerinde altın harflerle ‘寿’ (ömrün uzunluğu) yazılı büyük bir tabela. Bu, sadece bir doğum günü değil, bir aile içi itiraf sahnesi olacak gibi duruyor. Konuklar beyaz örtülü masaların etrafında duruyor, şarap kadehleri ellerinde, ama yüzlerindeki ifadelerden bu bir kutlama değil, bir gerilim oyunu olduğu anlaşılıyor. Ortada üç erkek ilerliyor: biri mavi kareli takım elbiseyle ciddi ve donuk bir ifadeyle, diğeri koyu gri püsküllü bir takım elbiseyle biraz daha genç ve şaşkın, üçüncüsü ise kahverengi üçlü takım elbiseyle gözlük takmış, ellerini cebinde tutmuş, sanki her şeyi önceden planlamış bir hava sergiliyor. Bu üçlü, salonda bir yürüyüş yaparken, çevredeki insanların bakışları onlara odaklanmış — bu bir giriş değil, bir meydan okuma.
İlk konuşan mavi takım elbiseli kişi: ‘Ne demek istiyorsun?’ diye soruyor. Sesinde bir tehdit yok, ama bir sorgulama var. Bu bir babanın oğluna değil, bir yetkili kişinin bir rakibine yönelttiği bir soru gibi geliyor. Karşısındaki kahverengi takım elbiseli kişi gülümseyerek cevap veriyor: ‘Hakikati söylüyorum sadece.’ Bu cümle, bir dizi dizide sıkça kullanılan ‘ben yalnızca gerçekleri aktarıyorum’ türü bir ifade, ama burada farklı bir ağırlık taşıyor çünkü arkasında bir aile sırrı var. Daha sonra genç adam, koyu gri takım elbiseli, ‘Yanılmıyorum değil mi?’ diye sormaya çalışırken, gözlerinde bir kararsızlık beliriyor. Bu, bir kimlik krizinin başlangıcı gibi duruyor. Çünkü hemen ardından başka bir kişi, ‘Bu velenin soyadı Su’ diye açıklıyor. Ve sonra ‘Adı Su Yu’ diyerek ismi tamamlıyor. Bu an, tüm sahnede bir donma yaratıyor. Herkes birbirine bakıyor, ama kimse konuşmuyor. Sadece bir kadın, şarap kadehini ağzına götürmüş halde, gözlerini açmış, şaşkınlığını gizleyemiyor.
İşte burada (Dublajlı) Şaşırtıcı Evlilik’in en çarpıcı anlarından biri başlıyor: ‘Henüz aileye dönmedi’ ifadesi, bir ailenin içindeki bir yabancıya işaret ediyor gibi duruyor. Ama bu yabancı aslında evin içinde, masanın başında, küçük bir çocuk olarak oynuyor. Sahne birden değişiyor: lüks bir oturma odası, ahşap detaylı duvarlar, çay seti ve bir oyuncak araba. Küçük bir çocuk, siyah takım elbiseyle masanın üzerinde kırmızı bir oyuncak arabayla oynuyor. Bu çocuk, bir ‘aile içi’ figür gibi duruyor ama aslında bir dışarıdan gelenin çocuğu olabilir. Çünkü hemen ardından, kahverengi takım elbiseli kişi eğilip çocuğa yaklaşıyor ve ‘Shaoting ya’ diye sesleniyor. Bu isim, bir akrabalık bağını mı yoksa bir sahte bağlanmayı mı işaret ediyor? Çocuk gülümseyerek ‘Yaşasın yaşasın!’ diyor ve bu sevinç, bir gerçeklik mi yoksa bir sahne mi? Çünkü sonra yetişkin, çocuğun omzunu tutup onu kaldırıyor ve hızla odadan çıkarıyor. Bu hareket, bir kaçış mı, bir koruma mı, yoksa bir itirafın gizlenmesi mi?
Geri dönüyoruz düğün salonuna. Genç adam artık başını eğmiş, yanında bir kadın duruyor — gümüş rengi omuzları açık bir elbiseyle, parlayan bir kolye ve kulaklık takmış. Kadın ona ‘Kocacığım iyi misin?’ diye soruyor. Bu soru, bir endişe ifadesi gibi duruyor ama aynı zamanda bir kontrol mekanizması da olabilir. Çünkü genç adam ‘Bir şeyim yok’ diyor ama sesi titriyor. Sonrasında ‘Sadece bazı şeyleri hatırladım o kadar’ diye ekliyor. Bu cümle, bir unutma sahnesinden sonra geri dönüşü işaret ediyor olabilir. Ama ne hatırlıyor? Babasının gerçek kimliği mi? Ailesinin geçmişindeki bir yalan mı? Yoksa kendisinin aslında bir ‘Su’ soyadına sahip biri olması mı?
En ilginç nokta, kahverengi takım elbiseli kişinin tekrar ortaya çıkmasıyla başlıyor. Gözlerinde bir zafer ışığı var. Çünkü genç adam artık ‘Ama sanki tam hatırlamıyorum’ diyor. Bu, bir bilinçaltı çatışmasının işareti. Zihni bir yandan gerçekleri kabul etmeye çalışırken, diğer yandan aile baskısıyla mücadele ediyor. Bu noktada (Dublajlı) Şaşırtıcı Evlilik’in dramatik yapısı tam olarak ortaya çıkıyor: bir aile töreni içinde bir kimlik sorgulaması, bir düğün içinde bir boşanma, bir doğum günü içinde bir ölüm. Her bir detay, bir önceki sahneye gönderme yapıyor. Örneğin, çocukla konuşan kişinin aynı kişi olması, hem ‘babalık’ hem de ‘yalan’ arasında bir köprü kuruyor. Çünkü eğer o gerçekten babaysa, neden çocuğun adını ‘Shaoting’ olarak biliyor? Eğer değilse, neden bu kadar yakından ilgileniyor?
Ayrıca, sahnede yer alan ‘寿’ tabelası da bir ironi taşıyor. Çünkü bu karakter, uzun ömür için kullanılır, ama burada aslında bir ailenin temelinin çatlamasını simgeliyor. Uzun ömürlü bir aile birliği değil, bir yalan üzerine kurulmuş bir yapıyı gösteriyor. Konukların sessizliği, şarap kadehlerinin titremesi, masalardaki yemeklerin untouched kalması — hepsi bir ‘bekleyiş’ atmosferi yaratıyor. Kimin doğru konuştuğu, kimin yalan söylediğini kimse bilmiyor. Ama herkes biliyor ki, bu akşam bir şey kesinleşecek.
Özellikle dikkat çeken bir detay: genç adamın göğsünde takılı olan küçük bir ‘X’ broşu. Bu broş, bir aile sembolü mü, yoksa bir direniş işareti mi? Belki de bu ‘X’, ‘bilinmeyen’ anlamında bir işaret. Çünkü bu dizide her karakter bir ‘X’ ile tanımlanıyor: kimliği bilinmeyen bir oğul, gerçek babası bilinmeyen bir çocuk, geçmişte kaybolmuş bir aile. Ve bu ‘X’, son sahnede genç adamın yüzüne yansıyan ışıkla birlikte parlıyor — sanki bir keşif anı yaşanıyor.
Şimdi gelin, bu sahneleri bir araya getirelim: bir düğün, bir itiraf, bir çocuk, bir oyuncak araba, bir ‘Su Yu’ ismi ve bir ‘Shaoting’. Bu isimler rastgele değil. ‘Su’ soyadı, Çin kültüründe oldukça yaygın bir soyadı olmakla birlikte, bazı bağlamarda ‘su’ kelimesi ‘akıntı’, ‘akış’, ‘değişim’ anlamına da gelebiliyor. Yani ‘Su Yu’, ‘akışın çocuğu’ veya ‘değişimin temsilcisi’ olabilir. Aynı şekilde ‘Shaoting’, bir karakterin adı olabileceği gibi, bir kod kelimesi de olabilir. Çünkü dizideki her isim, bir ipucu gibi işlev görüyor.
Bu arada, kahverengi takım elbiseli kişinin davranışları incelendiğinde, bir ‘yönetmen’ rolü üstlendiği anlaşılıyor. O, sahneleri yönetiyor, kişileri yönlendiriyor, zamanlamayı kontrol ediyor. Çocukla konuştuğu anda, ses tonunda bir ‘öğretici’ var; genç adama hitap ettiğinde ise bir ‘kardeş’ ya da ‘yardımcı’ gibi duruyor. Ama asıl merak uyandıran nokta: neden o, bu itirafı tam da bu anda yapıyor? Neden düğün sırasında? Çünkü bu, bir ‘toplumsal tanıklık’ sahnesi. Gerçek, yalnızca iki kişi arasında değil, bir topluluk önünde açıklanmalı ki geçerliliğini alsın. Bu yüzden (Dublajlı) Şaşırtıcı Evlilik, sadece bir aşk hikâyesi değil, bir toplumsal gerçeklik testi.
Son olarak, kadının ‘bazı şeyleri hatırladım o kadar’ demesiyle başlayan ve ‘ama sanki tam hatırlamıyorum’la devam eden diyalog, bir psikolojik çöküşün başlangıcı gibi duruyor. Bu, bir PTSD belirtisi olabileceği gibi, bir hipnoz sonrası geri dönüş de olabilir. Dizinin bu kısmı, izleyiciyi ‘gerçek nedir?’ sorusuna sürüklüyor. Çünkü hiçbir karakter kesin bir ifade kullanmıyor. Hepsi ‘sanırım’, ‘belki’, ‘hatırlamıyorum’ gibi belirsiz ifadelerle konuşuyor. Bu da, (Dublajlı) Şaşırtıcı Evlilik’in en büyük gücü: gerçekliğin relative olduğunu göstermek. Gerçek, kimin anlattığına göre değişiyor. Ve bu yüzden, her yeni bölümde bir önceki sahnenin yorumu değişiyor.
Eğer bu diziyi izliyorsanız, unutmayın: masadaki çay soğuyor, oyuncak araba durmuş durumda, ama gerçek hâlâ hareket halinde. Çünkü Şaşırtıcı Evlilik sadece bir düğün değil, bir ailenin yeniden tanımlanması süreci. Ve bu süreçte, en tehlikeli olan, ‘hatırlamak’tır. Çünkü hatırlamak, bazen unutmaktan daha acı verir. Özellikle de, eğer hatırladığın şey, senin için inşa ettiğin dünyanın çökmesiysə…

