Gece bahçesinde, çiçeklerin ışığında Gönle Düşen Ay Işığı’nın atmosferi nefes kesiyor. Siyah kıyafetli, altın işlemeli taçlı genç bir prens, elinde yeşil bir taşla sessizce dururken; yanında kırmızı kuşaklı, gözleri dalgın ama içi fırtına gibi bir kadın… Onunla konuşan mavi giysili bir başka erkek, ellerini birleştirip eğilerek neyin peşinde olduğunu anlamaya çalışır. Her bakışta bir sırrın kapısı aralanıyor. Kadının yüzündeki ifade, hem acı hem de umut taşıyor; prens ise her an kararını verir gibi duruyor ama asıl hareket onun değil, kadının elindeki kırmızı kuşağın düğümünü çözmesiyle başlıyor. Gönle Düşen Ay Işığı bu sahnede sadece bir arka plan değil, karakterlerin iç dünyasını aydınlatan bir simge. Prens’in taçındaki mücevher, kadının kulaklarındaki inciler, mavi giysili erkeğin titreyen parmakları… Hepsi birbirine bağlı küçük detaylar. Ve en şaşırtıcı olan: hiçbir kelime yok, ama her hareket bir şiir. Gönle Düşen Ay Işığı, sessizliği bile dram yapabiliyor.

