Bir odanın içi, yüzlerce mumun titreyen alevleriyle doldu; her biri sanki geçmişten gelen bir sır gibi sessizce parlıyordu. Ön planda, altın kaplama mumluklar arasında beliren bir figür — Sürpriz Kahraman2’deki bu sahne, yalnızca dekor değil, bir karakterin iç dünyasının haritasıydı. Kadın, mavi ve gümüş tonlarında işlenmiş, kuş kanatları desenli bir hanım elbisesiyle, başında gümüş bir taç ve mavi bir taşla süslü bir başlıkla duruyordu. Ellerinde küçük, altın noktalı bir çay fincanı tutuyordu. Ama bu fincan bir içecek değil, bir testti. Gözleri aşağıda, bir kağıt üzerine eğilmiş haldeydi — bir harita mı? Bir mektup mu? Yoksa bir imza mı? Kamera yavaşça yaklaştıkça, kağıdın üzerindeki çizgiler netleşti: dağlar, nehirler, bir sınır çizgisi… ve sol üst köşede kırmızı bir mühür. Bu mühür, ‘Kuzey Kapısı’ yazısını taşıyordu — Gizemli Yolculuk dizisinde sıkça görülen sembol. O an, izleyiciye bir şey daha açıldı: bu kadın, bir görevi yerine getirmek için değil, bir sırrı çözmek için buradaydı.
Fakat bu sessizlik uzun sürmedi. Arka planda, siyah kıyafetli, saçlarını yüksek bir topuzda toplayıp üzerinde siyah bir mücevherle süslemiş bir erkek figürü, ellerini birbirine kenetleyerek önündeki masaya bakıyordu. Gözleri daralmış, dudakları sıkıca kapalıydı. Bu poz, bir askeri komutanın sabırla beklediği bir strateji toplantısını andırıyordu. Ama bu bir toplantı değildi. Bu bir denge oyunuydu. Kadın, haritayı inceledikçe, erkek figürün soluk alışı hızlanmıştı. Kamera onun yüzüne geçtiğinde, bir an için gözlerinde bir çatlak belirdi — endişe mi? Yoksa şaşkınlık mı? Belki de ikisi birden. Çünkü kadının eli, yavaşça kağıdın üzerine doğru ilerlerken, bir anda durdu. Parmaklarının ucunda, küçük bir kırmızı leke vardı. Kan mı? Yoksa bir mürekkep mi? Kamera geri çekildiğinde, masanın üzerindeki diğer nesneler dikkat çekmeye başladı: bir mürekkep kabı, bir fırça, bir taş kesme aleti… ve en arkada, bir şişe içinde sarımsı bir sıvı. Bu sıvı, Sürpriz Kahraman2’de geçen ‘Yıldız Tozu’ olarak bilinen, gerçekleri ortaya çıkaran bir kimyasal maddeydi. Ve kadın, bu sıvıyı kullanmak üzereydi.
O anda, bir ses duyuldu — uzaktan, bir çanın titreşimi gibi. Kadın başını kaldırdı. Gözleri, odanın diğer ucundaki pencereden içeri süzülen mavi ışığa takıldı. Pencerenin ardında, bir gölge hareket etmişti. Ama bu gölge insan değildi. Uzun, ince bir silüet, bir kuşun kanadını andırıyordu. Kadın hemen fincanı masaya bıraktı ve bir adım geri çekildi. Ama bu geri çekilme, korkudan değildi. Daha çok… hazırlık içindi. Çünkü elbisesinin altından, bir bıçak sapı belirmeye başladı. Bu bıçak, Gizemli Yolculuk’un ikinci sezonunda kaybolan ‘Kara Çiçek’ adlı silahın bir kopyasıydı. Ve şimdi, tekrar ortaya çıkıyordu.
Sahne değişti. Şimdi bir pazar yeriydi — gece vakti, lambalar yanıyor, insanlar kalabalıkta dolanıyor, kokular karışık bir havada uçuşuyordu. Üzerinde beyaz bir elbise, göğüs kısmında altın işlemeli bir balık deseni olan genç bir erkek, bir grup insanla birlikte yürüyordu. Başında gümüş bir taç, içinde kırmızı bir taş vardı. Bu taç, Sürpriz Kahraman2’de ‘İmparator’un İradesi’ olarak bilinen, sahibine gerçekleri görme yeteneği veren bir eşyaydı. Genç, çevresindekilerle konuşuyordu ama gözleri sürekli yukarıda, bir balkona doğru kayıyordu. Balkonda, beyaz bir elbise içinde, yüzünü şeffaf bir perdeyle kaplamış bir kadın oturuyordu. Perdenin altında, gözleri parlıyordu. Bu kadın, ‘Beyaz Perde’ lakaplı bir büyücüydü — hem bir koruyucu, hem de bir kehanetci. Ve şimdi, genç erkeğe bakıyordu.
Kalabalık içinde, bir başka figür dikkat çekmeye başladı: koyu mavi bir ceket giymiş, başında altın bir başlık olan bir genç. Gözleri daralmıştı, dudakları biraz aralanmıştı. Elinde bir çubuk tutuyordu — ama bu bir çubuk değildi. Bu, ‘Dengesizlik Çubuğu’ydı; bir kişinin içsel dengesini bozan, onun kararlarını manipüle eden bir araç. Genç, beyaz elbiseli erkeğe doğru ilerlerken, çubuğu yavaşça salladı. Ve o anda, beyaz elbiseli erkeğin yüzünde bir değişim oldu. Gülümsemesi genişledi, ama gözleri soğuktu. Bu gülümseme, bir sahneydi. Gerçek duygusu, içinden yükselen bir şüphe idi. Çünkü çubuk, onun zihninde bir soruyu canlandırıyordu: ‘Sen gerçekten kimin tarafındasın?’
Balkondan, Beyaz Perde’nin eli hareket etti. Parmakları birbirine dokundu ve bir ışık patlaması oldu — hafif, mavi bir ışık. Bu ışık, salonun ortasındaki büyük bir halının üzerine düştü. Halı, aniden hareket etmeye başladı. Desenleri dönüyordu, sanki bir harita gibi yeniden şekilleniyordu. İnsanlar geri çekildi, ama genç erkek (beyaz elbise) yerinden kımıldamadı. Çünkü o, halının üzerindeki yeni çizgileri görüyordu. Bu çizgiler, bir yol gösteriyordu — doğuya doğru, bir mağaraya doğru. Ve bu mağara, Gizemli Yolculuk’un ilk bölümünde bahsedilen ‘Unutulan Şehir’in girişiydi.
O sırada, bir başka sahne açıldı: bir bahçe. Güneşli bir gün, suyun üzerinde bir yansıma vardı. Beyaz Perde, bir çocukla birlikte kayalıkların üzerinde duruyordu. Çocuk, koyu renkli bir elbise giymiş, elinde küçük bir kılıç tutuyordu. Kadın, çocuğa bir şeyler fısıldıyordu. Sesleri gelmiyordu, ama dudak hareketleri netti: ‘Unutma… sen bir anahtarsın.’ Çocuk başını salladı ve kılıcı havaya kaldırdı. O anda, suyun üzerindeki yansıma, bir kapı gibi açıldı. İçinden, eski bir şehrin silüeti belirdi. Bu sahne, Sürpriz Kahraman2’deki ‘Hatırlama Anı’ olarak bilinen bir teknikti — geçmiş ile geleceğin birleştiği bir an.
Geri dönüyoruz salon sahnesine. Şimdi herkes oturmuştu. Masalarda küçük tabaklarda meyve, çaydanlıklar ve küçük kadehler vardı. Ama hiçbir kişi içmiyor, yemiyor değildi. Herkes, ortadaki masaya bakıyordu. Orada, siyah kıyafetli erkek figürü, bir kutu açmıştı. Kutu içinde, küçük bir cam şişe vardı. İçindeki sıvı, maviydi ve ışık tutuyordu. Bu sıvı, ‘Yıldız Tozu’ değildi. Bu, ‘Zaman Suyu’ydu — bir kişinin geçmişini görmek için kullanılan nadir bir madde. Siyah kıyafetli erkek, şişeyi kadına doğru uzattı. Kadın, elini uzattı ama sonra durdu. Gözleri, şişenin içine bakıyordu. İçinde bir görüntü belirmeye başladı: bir yangın, bir saray, bir kadın koşuyor… ve elinde bir bebek.
O an, salonun arkasından bir ses geldi: ‘Bu gerçek değil.’ Herkes döndü. Konuşan, mor bir elbise giymiş bir kadınydı. Başında altın bir taç, omuzlarında mavi işlemeli bir yelek vardı. Bu kadın, ‘Mor Kraliçe’ olarak biliniyordu — hem bir diplomat, hem de bir casus. Gözleri, siyah kıyafetli erkeğe dikti. ‘O şişe boş,’ dedi. ‘İçinde hiçbir şey yok. Sadece bir illüzyon.’
Siyah kıyafetli erkek gülümsedi. ‘Belki de,’ dedi. ‘Ama illüzyonlar bazen gerçeklerden daha güçlüdür.’
Salon sessizliğe büründü. Herkes, bu sözün anlamını düşünüyordu. Çünkü bu cümle, Sürpriz Kahraman2’deki temel felsefeydi: Gerçek, ne kadar çok inanılırsa, o kadar gerçek olurdu. Ve şimdi, herkesin面前inde, bir gerçek mi yoksa bir illüzyon mu olduğu belirsizleşmişti.
Sonra, balkondan bir hareket geldi. Beyaz Perde, yavaşça ayağa kalktı. Perdesi rüzgârda dalgalanıyordu. Elleri önünde birleşikti ve bir dua gibi duruyordu. O anda, salonun tüm mumları birden söndü. Sadece balkondaki iki lamba yanıyordu. Ve bu iki lambanın ışığında, Beyaz Perde’nin yüzü belirdi — perde kalkmıştı. Gözleri, herkesi tek tek süzüyordu. Ve sonunda, beyaz elbiseli genç erkeğe odaklandı. Dudağı hafifçe kıvrıldı. ‘Sen,’ dedi, sesi uzaktan gelen bir rüzgâr gibi, ‘gerçekten bir kahramansın mı? Yoksa sadece bir oyuncu musun?’
Genç erkek cevap vermedi. Ama elindeki çubuğu, yavaşça masaya koydu. Ve o anda, salonun ortasındaki halı, bir kez daha hareket etti. Bu sefer, çizgiler bir isim oluşturdu: ‘Li Xuan’. Bu isim, Gizemli Yolculuk’un ilk bölümünde kaybolan bir generalin adıydı. Ve şimdi, tekrar ortaya çıkıyordu.
Video sona erdi. Ama izleyicinin aklında bir soru kaldı: Kim, bu sahnelerin arkasındaki gerçek oyunu oynuyordu? Kadın mı? Erkek mi? Yoksa Beyaz Perde mi? Belki de hepsi birlikteydi. Çünkü Sürpriz Kahraman2, tek bir kahramanın hikâyesi değildi. Bu, herkesin içinde saklı olan bir sırrın, bir gün ışığa çıkacağına dair bir vaftiz töreniydi. Ve bu tören, henüz bitmemişti.

