Bir düğün salonunun ortasında, kırmızı bir ‘寿’ (ömür uzunluğu) sembolüyle süslü duvarlar, beyaz masa örtüleri ve mavi şeritlerle donatılmış sandalyeler arasında sessizce bir aile çatışması patlıyor. Bu sahne yalnızca bir düğün değil; bir neslin diğerine karşı diktiği son direk gibi duruyor. Ortada, gri şapkalı, koyu desenli geleneksel ceket giymiş yaşlı bir figür — elinde ahşap baston, bileğinde ahşap tesbih, gözlerinde yılların birikimi ve bir an için kaybolan saygı var. Bu kişi, (Dublajlı) Şaşırtıcı Evlilik’in merkezindeki ‘Şu rezilin ağzından’ diye tanımlanan karakterden başka biri değil: Sheng Jun’un büyükbabası. Onun etrafında dönen her hareket, her söz, bir tarihin çöküşünü ya da yeniden doğuşunu işaret ediyor gibi duruyor.
İlk karede ‘Hey!’ diye bir ses duyulur — ama bu bir selam değil, bir uyarı. Bir genç, kahverengi takım elbiseyle, gözlüklerini düzeltirken aynı anda yaşlı adamın omzuna dokunarak onu durdurmak istiyor. Bu dokunuş, bir neslin diğerine ‘durdur’ demesi gibidir. Ancak yaşlı adam, ‘Dede’ diye çağrıldığında bile başını çevirmez; çünkü artık o ‘dede’ değil, bir tanık, bir kanıt, bir suçlu olmaktan kaçınmaya çalışan bir vicdan. ‘Haddini bil!’ diye bağırdığında sesi titrer ama kararlıdır. Çünkü bu bir emir değil, bir haykırıştır: ‘Benim yerim burada, benim sözüm geçer!’ diye. O anda salonun atmosferi donmuş gibi durur. Konuklar tabaklarındaki lokmalarını unutmuş, içlerindeki merakla bu üçlü çatışmayı izlerler: genç, orta yaşlı ve yaşlı — üç nesil, bir masada, bir kelime için savaşır gibi duruyor.
‘Çok haddini aşmışsın!’ diyen yaşlı adam aslında kendisini savunmuyor; bir sistem savunuyor. Bu sistem, ‘Sana saygı duyuyorum’ ile başlar, ‘Sana dede diyorum bir kere’ ile devam eder ve ‘Öyle olmasa beni yönetmeye hakkın var mı?’ ile zirveye çıkar. Burada dikkat çeken nokta: genç, ‘Yaşlısı ama saygın yok’ diyerek bir değer hiyerarşisini reddediyor. Bu günümüzdeki genç neslinin en büyük iç çatışmalarından biri: Saygı, yaşa mı bağlıdır? Yoksa davranışa mı? Eğer bir kişi yaşına rağmen adaletsiz davranırsa, ona ‘dede’ denir mi? Bu soru, (Dublajlı) Şaşırtıcı Evlilik’in derinliklerinde yankılanıyor. Özellikle de Sheng Jun’un yüzündeki ifade — ne kızgın, ne de korkmuş; sadece şaşkın. Çünkü o bu çatışmanın aslında bir ‘rol’ olduğunu biliyor. Herkes bir karakteri canlandırıyor: yaşlı adam ‘gelenek’, orta yaşlı ‘otorite’, genç ise ‘yeni dünya’. Ve bu üç karakter, birbirlerini test ediyor.
Ortada duran, mavi çizgili takım elbise ve siyah gömlek giymiş orta yaşlı adam — ‘Baba’ olarak tanıtılan kişi — bu çatışmada en çok gerilim taşıyan figür. Çünkü o hem ‘oğul’ hem de ‘baba’ konumunda. Yaşlıya saygı duymak zorunda, gençle konuşmak zorunda. Ama ‘Ne yapmak istiyorsun?’ diye sorduğunda sesinde bir umutsuzluk vardır. Çünkü o da bilir: bu soru artık cevap gerektirmiyor; bu soru, bir itirafın başlangıcı. ‘Ben ne yapmak istiyorum?’ diye karşılık veren yaşlı adam aslında bir itiraf yapıyor: ‘Ben artık kontrolü kaybettim.’ Ve bu itiraf, ‘Sen duymadın mı?’ diye bir parmak sallayarak vurgulanınca sahne bir tiyatro oyununa dönüşüyor. Çünkü gerçek hayatta böyle bir an genellikle sessiz kalır. Ama burada her kelime bir sahne aydınlatması gibi işleniyor.
En ilginç dönüm noktası, ‘Gerçekten ileri gittiniz’ diyen Baba’nın bir an için ‘Hiç düşüncemdin mi?’ diye sormasıyla gelir. Bu cümle, bir aile içindeki en acı sorudur: ‘Beni düşünmedin mi?’ Bu, bir babanın oğluna, bir oğlun babasına, bir büyükbabanın torununa yönelttiği en büyük suçlama. Çünkü bu cümle, ‘Sen benim için hiçbir şey değilsin’ anlamına gelir. Ama yaşlı adam bunu duyunca, ‘Şu rezilin ağzından’ diye tekrarlar — bu kez daha sert, daha acı. Çünkü artık farkındadır: O, bir ‘rezil’ olarak görülmeye başlanmıştır. Ve bu, onun için ölümünden daha kötüdür.
Sonrasında, ‘Shooting’in duygularını?’ diye bir soru gelir. Bu, bir dışarıdan gelen ses gibi durur — sanki bir film setinde yönetmen bir oyuncuya ‘duygularını daha fazla göster’ diyor. İşte burada (Dublajlı) Şaşırtıcı Evlilik’in en akıllı detayı ortaya çıkar: Bu sahne aslında bir ‘çekim’ sırasında yaşanıyor olabilir. Yani bu çatışma gerçek değil; bir senaryo. Ama bu gerçek olmayan sahne, izleyicinin içine kadar işleyen bir gerçeklik yaratıyor. Çünkü insanlar sahnedeki kişiler gibi kendi hayatlarında da ‘rol’ oynarlar. Bir anne, bir baba, bir çocuk — hepsi birer karakterdir. Ve bazen bu karakterler birbirleriyle çatıştığında gerçek duygular ortaya çıkar.
Sheng Jun’un adının tekrar tekrar geçmesi bir işaret gibidir: Bu çatışmanın merkezinde o duruyor. Ama o pasif bir figür değil; sessizliğiyle, bakışıyla, hatta nefesini tutuşuyla tepki veriyor. ‘Benimle böyle konuşmaya bu cesareti kim verdi?’ diye sorduğunda sesi düşük ama keskindir. Çünkü o artık ‘torun’ değil, bir eşit. Ve bu eşitlik talebi, geleneksel bir aile yapısında en büyük devrimdir. Özellikle de ‘benimle böyle konuşmaya’ ifadesi bir sınırın çizildiğini gösterir. Artık ‘dede’ diye hitap edilen kişi, ‘sen’ diye cevap vermek zorunda kalacaktır.
Salonun arka plandaki konuklar bu çatışmayı sessizce izlerken bazıları gülümser, bazıları başlarını çevirir, bazıları ise telefonlarına bakar. Bu gerçek bir düğünde olduğu gibi: İnsanlar bir çatışmayı izlerken kendi hayatlarını düşünür. Belki de biri kendi babasını hatırlar; biri kendi oğlunu düşünür; biri de ‘Ben böyle olur muyum?’ diye merak eder. İşte bu yüzden (Dublajlı) Şaşırtıcı Evlilik sadece bir aşk hikâyesi değil; bir toplumsal ayna. Herkes bu sahnede bir şeyler bulur: kırık umutlar, unutulmuş sözler, bir zamanlar söylenmemiş özürler.
En son karede yaşlı adam bir an için sessiz kalır. Gözleri aşağıda, bastonu yavaşça yere vurur. Ve o anda ‘Layık değil’ der. Bu cümle tüm sahnenin özüdür. Çünkü ‘layık olmak’, bir kişinin değerini belirleyen tek şeydir. Eğer biri layık değilse ona saygı gösterilmez. Eğer biri layık değilse ona ‘dede’ denmez. Ve bu günümüzdeki en büyük sorundur: Kim layık? Kim saygı görür? Kim unutulur? (Dublajlı) Şaşırtıcı Evlilik bu sorulara cevap vermez; sadece soruyu ortaya koyar. Çünkü cevap izleyicinin içinde saklıdır. Ve belki de bu sahneyi izleyen her biri kendi iç sesiyle ‘Ben layık mıyım?’ diye sorar. Çünkü saygı verilmez; kazanılır. Ve bu kazanım bazen bir şapka, bir baston, bir tesbihle ölçülmez; bir kelimeyle, bir bakışla, bir sessizlikle belirlenir.
Bu sahne bir düğünün değil, bir neslin sonunun başlangıcıdır. Çünkü artık ‘dede’ diye hitap edilen kişi, ‘Sheng Jun’ diye anılan gençle aynı masada oturuyor. Ve bu masada bir şişe şarap, bir tabak yemek değil; bir geçmiş, bir gelecek ve bir ‘şimdi’ var. (Dublajlı) Şaşırtıcı Evlilik bu ‘şimdi’yi yakalamayı başardı. Çünkü gerçek dram her zaman sessizce, bir şapkanın altından başlar.

