Hasan'ın 'ev çok büyük' demesi ne kadar masum ama bir o kadar da trajik. Babası iş için onu terk etmiş, şimdi ise lüks bir hayat vaat ediliyor. Kayıp Oğlum'un en güçlü yanı, paranın satın alamayacağı şeyleri göstermesi. Ahmet'in 'bu benim hatam' itirafı tüyler ürpertici.
Dedeye bakınca insanın içi ısınıyor. Torununu kaybetmemek için her şeyi yapıyor, hatta oğlunu bile zorluyor. Kayıp Oğlum'da aile bağlarının ne kadar karmaşık olduğunu görüyoruz. Hasan'ın 'kimse beni kovmaz mı' sorusu, terk edilmiş bir çocuğun en büyük korkusu.
Şoförün dediği gibi, Ahmet'in seçimi zor. Hasan'ın annesi mi yoksa Aylin mi? Kayıp Oğlum bu ikilemi çok iyi işliyor. Arabadaki o gergin telefon konuşması, tüm aile sırlarının habercisi. Zenginlik bazen en büyük lanet olabiliyor.
Hasan'ın oyuncaklarla oynaması ve dedesiyle gülüşmesi, tüm bu dramın içindeki tek ışık. Kayıp Oğlum bize çocukların dünyasını hatırlatıyor. Ahmet'in oğluna sarılması, yılların özlemini dindirmeye yetmez ama bir başlangıç olabilir.
Dedenin 'bu ev ve şirket senin olacak' sözü, Hasan için bir yük mü yoksa hediye mi? Kayıp Oğlum'da miras kavgası değil, sevgi eksikliği ön planda. Ahmet'in geç kalması sadece trafikle açıklanamaz, vicdanı da sıkışık olmalı.