Avludaki o geniş açı çekim, olayın ne kadar büyük bir kalabalık önünde yaşandığını gösteriyor. Herkes izliyor ama kimse müdahale etmiyor. Hamilelik Rehberi okuyan biri bile bu kadar acımasız bir kaderle karşılaşmazdı herhalde. İmparatorun kılıcı indirirkenki tereddütsüz hali, gücün ne kadar tehlikeli olabileceğini hatırlatıyor. Mor giysili kadının diz çöküşü, bir imparatorluğun çöküşü gibi.
Kadının suyun içinde çırpınışı, sanki hayatının tüm anılarını geri getirmeye çalışıyor gibi. Hamilelik Rehberi'nde bile böyle bir trajedi anlatılmaz. İmparatorun arkasını dönüp yürüyüşü, en büyük ihanetin sessiz kanıtı. O büyük küpün içinde kaybolan umutlar, belki de sarayın en karanlık sırrı olacak. Bu sahne, izleyicinin nefesini kesiyor.
İmparatorun yüz ifadesi, sanki içinde binlerce fırtına kopuyor ama dışarıya hiçbir şey yansıtmıyor. Hamilelik Rehberi gibi bir kitapta bile böyle bir duygusal çatışma anlatılmaz. Mor elbiseli kadına karşı duyduğu şey ne? Öfke mi, pişmanlık mı, yoksa korku mu? Kılıcı tutan eli titremiyor ama gözleri her şeyi ele veriyor. Bu adamın kalbinde ne var?
Kadının mor elbisesi, sanki yasın rengi gibi suyun içinde yayılıyor. Hamilelik Rehberi'nde bile böyle bir görsel şölen yok. Her hareketi, her bakışı bir şiir gibi. İmparatorla olan ilişkisi, belki de sarayın en büyük sırrıydı. Şimdi ise o sır, suyun dibine gömülüyor. Bu sahne, izleyiciyi hem büyülüyor hem de parçalıyor.
Sarayın her köşesi, bu trajedinin sessiz tanığı. Hamilelik Rehberi gibi bir rehberde bile böyle bir atmosfer yaratılmaz. İmparatorun adımları, sanki kaderin kendisi gibi yankılanıyor avluda. Mor giysili kadının gözlerindeki o son umut, suyun içinde kaybolup gidiyor. Bu sahne, izleyicinin kalbine bir hançer gibi saplanıyor.