Ofis ortamının soğuk beyaz duvarları, ahşap panelin sıcaklığıyla çatışırken, bir toplantı odasında sessizlik, bir an için herkesin nefesini tuttuğu bir duruma dönüşmüştü. Ortada oturanlar kâğıtlarla kaplı masanın etrafında, ciddi ifadelerle birbirlerine bakıyorlardı; ama odanın kapısından içeri giren üç kişi, bu dengeyi sarsacak kadar güçlüydü. (Dublajlı) Gerçek Anne Sahte Anneyi Parçalıyor dizisinin bu sahnesi, yalnızca bir iş toplantısı değil, bir aile trajedisinin resmi açılışını andırıyordu. Kızıl saçlı bir kadın, elinde küçük bir kızı tutarak ilerliyordu; kızın yüzünde şaşkınlık yerine bir tür bilinçli merak vardı — sanki o da ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Bu sahnede, ‘Anne’ kelimesi ekrana yansıdıktan sonra, izleyiciye bir soru fırlatılıyor: Kim bu anne? Gerçek mi? Yoksa bir rol mü?
Kızın üzerindeki pembe yelek ve beyaz dantel yakalı kazak, onun bir çocuk olduğunu hatırlatırken, ellerindeki altın bilezik ve siyah deri ceket giyen kadının hareketleri, bir sahne yönetmeni gibi keskin ve hesaplıydı. Kadın, kızın omuzlarını tutarken, parmaklarının basıncı hafif ama kararlıydı — bir emir veriyor gibi, bir dekorasyon ayarlıyor gibi. ‘Bir dileğim var’, diye başlayan sözler, aslında bir talep değildi; bir tehdit, bir itiraf, bir başlangıçtı. Türkçede ‘dilek’ kelimesi genellikle masumiyetle ilişkilendirilirken, burada tam tersi bir anlam taşıyordu: ‘Benim istediğim şey, artık senin iraden değil.’ Kızın gözlerindeki ışık, ilk başta umutla yanıp sönüyor gibiydi; sonra yavaş yavaş, bir anlık farkındalıkla donuyordu. O anda, izleyici de fark ediyordu: Bu bir ‘anne’ değil, bir ‘yetkili’. Ve bu yetki, bir çocuğun hayatına müdahale etmek için yeterliydi.
Daha sonra gelen ‘Söyle bakalım’ ifadesi, bir test gibi işlev görüyordu. Kadın, kızı bir mikrofonun önünde durmuş gibi hissettiriyordu — bir performans bekliyordu. ‘Bir yardım fonu kurmak istiyorum’ diyen kız, sesinde bir titremeyle konuşuyordu; ama bu titreme korkudan değil, içindeki bir dirençten kaynaklanıyordu. Çünkü o, aslında bir projeyi değil, bir kimliği savunuyordu. ‘Anne baba sevgisinden yoksun’ ifadesi, bir sosyal medya paylaşımında okunsaydı, kalpleri acıtacak kadar yüzeysel görünebilirdi; ancak burada, gerçek bir ofis ortamında, bir çocuğun ağzından çıkınca, bir çığlık haline geliyordu. Bu cümle, bir aile içi çatışmanın dışa vurulmuş haliydi — bir boşluk, bir eksiklik, bir unutulmuş söz. Ve en çarpıcı olanı, bu sözü söyleyen kişinin, aslında bu boşluğu doldurmak için bir proje kurmaya çalışmasıydı. Yani, sevgi eksikliğini bir ‘proje’ ile telafi etmeye çalışan bir çocuk. Bu, (Dublajlı) Gerçek Anne Sahte Anneyi Parçalıyor dizisinin en derin katmanlarından biriydi: Sevgi, para ile ölçülemez; ama bazıları, onu bir finansal rapor gibi düzenlemeye çalışır.
Odanın diğer tarafında, yaşlı bir kadın ve bir adam, gülümseyerek duruyordu. Kadının üzerindeki inci işlemeli, altın desenli krem ceket, bir ‘geleneksel anne’ imajını çağrıştırıyordu; ama gülümsemesindeki bir tür zorlama vardı — sanki bir sahneye çıkmadan önce antrenman yapmış gibiydi. ‘Ve ezilen çocukların sıçaklığı hissetmesi için’ diyen bu kadın, aslında kendi geçmişini temizlemeye çalışıyordu. Çünkü ‘sıçaklık’ burada bir metafordu: Unutulmuş bir suçun affedilmesi için sunulan bir ikramdı. Bu sahnede, ‘anne’ kavramı üç farklı şekilde sergileniyordu: Gerçek bir anne (kızın biyolojik annesi), sahte bir anne (siyah ceketli kadın), ve sembolik bir anne (incili kadın). Her biri, bir güç mekanizmasıyla hareket ediyordu; ama en tehlikelisi, en sessiz olanıydı.
Siyah ceketli kadın, ‘O zaman bu projenin adı şu olsun: Yuyan’ın Kalpleri Isıtma Projesi’ dediğinde, odadaki herkes bir an için nefesini kesti. Çünkü bu isim, bir şaka değil, bir itiraf idi. ‘Yuyan’ — muhtemelen bir gerçek isim, bir unutulmuş çocuk, bir kayıp bağ. Bu proje, bir hayır kurumu değil, bir vicdan rahatlama mekanizmasıydı. Ve en ilginç olanı, bu projeyi destekleyen kişilerin, aslında bu projeden hiçbir şey anlamadığıydı. Onlar, bir ‘sosyal sorumluluk’ gösterisi için para yatırıyorlardı; ama gerçekte, bir ailenin çöküşünü izliyorlardı. Bu noktada, dizinin başlığındaki ‘Sahte Anneyi Parçalıyor’ ifadesi, bir eylem değil, bir sonuç haline geliyordu: Gerçek anne, sahte annenin inşa ettiği hayali dünyayı parçalıyor; çünkü gerçek, her zaman bir çatlak aracılığıyla içeri süzülür.
Toplantı sonunda alkışlar patladı; ama bu alkışlar, bir başarıyı değil, bir geçiş törenini işaret ediyordu. Kız, artık ‘projeye’ dahil olmuştu; ama bu dahil olmak, özgürlük değil, bir tür teslimiyimdi. Ofis dışına çıkıldığında, büyük cam pencerenin önünde iki kadın duruyordu: Birisi gri takım elbiseyle profesyonel bir görünüm sergiliyordu, diğeri ise uzun siyah ceketle, bir komutan gibi dikiliyordu. Aralarında geçen konuşmalar, bir iş görüşmesi gibi görünüyordu; ama alt metinde bir başka hikâye akıyordu. ‘Qing’le bağlantı kuruldu’, ‘personellerin ilişiği kesildi’, ‘Finans ve Denetim departmanları son üç yılın hesaplarını incelemeyi tamamladı’ — bu cümleler, bir şirketin iç işleyişini anlatıyor gibi duruyordu; ama aslında bir ailenin iç çatışmasını kodlu bir dille aktarıyordu. ‘İncelemeyi tamamladı’ ifadesi, bir cinayetin delillerinin toplanması gibiydi. Ve en korkunç olanı, bu delillerin hepsi bir çocuğun masasında, renkli bir çizim kitabının yanında duruyordu.
Kız, oturma odasında bir kanepeye yerleşmiş, kitabına odaklanmıştı. Ama elindeki kalem, bir çizim yapmak için değil, bir sınır çizmek için kullanılıyordu. ‘Hayır kartı klanıyla da bağlantılı kuruldu’ diyen siyah ceketli kadın, aslında bir ‘karar’ vermişti: Çocuk artık bir ‘klan’ın üyesiydi — bir grup insanın, bir projeyi gerçekleştirmek için bir araya geldiği bir yapı. Ama bu klan, bir aile değildi. Bu klan, bir iş birliğiydi. Ve iş birliklerinde, duygular ikinci plandaydı. Kızın yüzünde bir gülümseme belirdi; ama bu gülümseme, mutluluktan değil, bir tür kabullenmeden kaynaklanıyordu. Çünkü o artık ‘başlangıç fonu hazır’ demeyi öğrenmişti — bir yetişkin gibi konuşmayı, bir yönetici gibi karar vermeyi.
Son sahnede, siyah ceketli kadın pencereye dönük duruyordu. Gözlerinde bir kararlılık vardı; ama bu kararlılık, bir zaferin keyfi değildi — bir savaşın ardından gelen yorgunluktu. ‘Çok güzel’ dediğinde, sesi neredeyse bir fısıltıydı. Çünkü o, artık bir ‘anne’ değildi; bir ‘yönetici’ydi. Ve yöneticiler, duygularını saklarlar. Bu dizinin en büyük başarısı, bir çocuğun iç dünyasını, bir ofis politikası üzerinden anlatmasıydı. Çünkü günümüzde, aileler bile bir ‘proje’ gibi yönetiliyor; ve en üzücü olanı, bu projelerin başında genellikle ‘anne’ figürü duruyor. (Dublajlı) Gerçek Anne Sahte Anneyi Parçalıyor, bir dram değil, bir belgeseldi — gerçek hayattan alınmış bir öyküydü. Çünkü her gün, bir ofiste, bir masanın etrafında, bir çocuk ‘yardım fonu’ kurarken, aslında kendi annesini arıyor olabilir. Ve en acı gerçek şu ki: Bazen, bu çocuğu arayan kişi, onun gerçek annesi değil, bir sahte anne olabiliyor. Çünkü gerçek anneler, bazen en çok ‘görünmeyen’ kişilerdir — masanın altında, kâğıtların arasında, bir çocukun çizim kitabının arkasında sessizce beklerler. Ve bu sessizlik, en büyük bağırıştan daha güçlüdür.

